kemal's profileKemal AYAZPhotosBlogListsMore ![]() | Help |
Kemal AYAZ |
||||||
|
FARE ÖYKÜSÜEvin minik faresi, duvardaki çatlaktan bakarken çiftçi ve eşinin mutfakta bir paketi açtıklarını gördü. Kendi kendine: -"İçinde hangi yiyecek var acaba ?" diye düşündü. Bir süre sonra gördüğü paketin bir fare kapanı olduğunu anladığında yıkılmıştı. -"Evde bir fare kapanı var!, evde bir fare kapanı var!" diye bağırarak telaşla bahçeye fırladı. Minik fareyi telaş içinde gören tavuk, umursamaz ve bilgiç bir tavırla başını kaldırdı ve gıdakladı: -"Zavallı farecik...Bu senin sorunun benim değil. Bana bir zararı olamaz küçücük kapanın" dedi. Tavuktan destek bulamayan farecik bu sefer telaşla domuzun yanına koştu ve, -"Evde bir fare kapanı var!, evde bir fare kapanı var!" diye adeta çırpındı. Domuz anlayışla karşıladı ama, -"Çok üzgünüm fare kardeş ama dua etmekten başka yapacağım bir şey yok. Dualarımda olacağından emin ol" dedi. Minik fare çaresizlik içinde ineğe döndü ve , -"Evde bir fare kapanı var, evde bir fare kapanı var!" dedi. İnek ; -"Bak fare kardeş, senin için üzgünüm ama beni ilgilendirmiyor." dedi. Sonunda farecik, başı önde umutsuz şekilde eve döndü. Çiftçinin fare tuzağı ile bir gün tek başına karşılaşmak zorunda olduğunu anladı. O gece evin içinde sanki ölüm sessizliği vardı. Minik farecik aç ve susuzdu. Tam yorgunluktan gözleri kapanacaktı ki birden bir ses duyuldu. Gecenin sessizliğini bölen gürültü, fare kapanından geliyordu. Çiftçinin karısı, ne yakalandığını görmek için yatağından fırladı ve mutfağa koştu. Karanlıkta kapana, zehirli bir yılanın kuyruğunun kısıldığını fark edememişti. Kuyruğu kapana kısılan yılanın canı yanıyordu ve aniden çiftçinin karısını ısırdı. Çiftçi, karısını apar topar doktora götürdü. Doktor, zehri temizledi sardı. Çiftçi karısını eve getirdi, yatırdı. Karısının ateşi yükseldi ve bir türlü düşmüyordu. Kadıncağız ateş ve ter içinde kıvranıp duruyordu. Böyle durumlarda taze tavuk suyunun gerekli olduğunu herkes bilir, çiftçi de bıçağını alıp bahçeye koştu. Karısı taze tavuk suyu çorbasını içti, biraz kendine geldi. Karısının hastalığını duyan komşular ziyarete geldiler. Onlara ikram etmek için çiftçi domuzunu kesti. Çiftçinin karısı gittikçe kötüye gidiyordu. Yılan, belli ki çok zehirliydi. Birkaç gün sonra çiftçinin karısı iyileşemedi ve öldü. Cenazesine çok sayıda kişi gelince hepsine yeterli et sağlamak için Çiftçi ineği mezbahaya yolladı. Fare tüm bu olanları büyük üzüntü ile duvardaki deliğinden izledi. Birisi, sizi ilgilendirmediğini düşündüğünüz bir tehlike ile karşı karşıya ise hepimizin aynı tehlikede olabileceğini hatırlayalım. Hepimiz yaşam denilen bu yolculukta yer alıyoruz. Diğerimiz için bir gözümüzü açık tutmalı ve diğerlerini cesaretlendirmek için çaba harcamalıyız. dün,bugün,yarın...Çok zaman önceydi.O kadar zaman önceydi ki zaman diye bir şey yoktu.İnsanlar güneş doğup batıncaya kadar yaşıyorlardı hayatı.Bir daha hiç olmayacakmış gibi dolu ve anlamlı.Derken zaman diye üç parçalı bir şey icat etti insan.Bir parçasına dün dedi, diğer parcasına bugün, öteki parçasına da yarın.Sonra fesat karıştı zamana ve insan bugünü unuttu.Dünü düsünüp pişman oldu, yarını düşünüp telaşlandı; ama işin ilginç tarafı tüm telaş ve pişmanlıkları güneş doğup batıncaya kadar yaşadı.Farkında olmadan rezil etti bu gününü. Oysa yarın, bugüne dün diyor, dünde bu gün için yarın diyordu.Bir türlü beceremedi.Bir eliyle yarına, diğer eliyle düne yapıştı.Bu günü eline yüzüne bulaştırdı...Mutsuz oldu insan.VE ne gariptir ki yarının telaşı da, dünün pişmanlığını da hep bugün yaşadı; ama bugünü hiç yaşayamadı.Ne yarın ne de dün!” İnternet bağımlıları
David Bowie, sabah kalktığında e-mail'ine bakmadan edemiyor. Günde en az 4 saatini sanal alemde geçiriyor. Keanu Reeves, ‘Matrix’ filmine hazırlanırken az daha İnternet bağımlısı olacaktı. Elizabeth Hurley ve Sandra Bullock ise İnternet düşkünlüğüyle tanınan diğer ünlüler.
İnternet merakı da zaten ünlülerle sınırlı değil. Dünyada yaklaşık 200 milyon kişi İnternet kullanıyor. İnternet'teki sitelerin sayısı 7 milyonu buldu, her gün ortalama 15 bin yeni site kuruluyor. Milyonlarca kişi, dil, din, ırk, cinsiyet ayrımı yaşamaksızın sanal dünyada buluşup sohbet etme imkánı buluyor. Arama motorları aracılığıyla İnternet kullanıcısı, istediği, aradığı bilgilere kısa sürede ulaşabiliyor. İnternet mağazaları ve İnternet kumarhaneleri her gün binlerce kişiyi ağırlıyor.
İnternet'in faydaları saymakla bitmiyor. Ancak bir de madalyonun öbür yüzü var. Çünkü bilgi akışını hızlandıran, iletişimi kolaylaştıran sanal alem, yeni psikolojik, sağlık ve sosyal problemleri de gündeme getirdi. İnternet merakı yüzünden birçok kişi zamanının büyük bir kısmını ekran başında geçiriyor. İnternet dozu arttığında, iş ve okul hayatında verimlilik düşüyor, aile ve işhayatında sorunlar patlak veriyor. Siber cafelerde filizlenen sanal aşklar yuva yıkıyor, siber-kumarhaneler yüzünden kişi varını yoğunu kaybediyor.
İNTERNET HASTALIĞI
Amerikalı psikolog Dr Kimberly S. Young, ‘İnternet Addiction Disorder’ (İnternet Bağımlılığı Hastalığı) kavramını gündeme getiren ilk uzmanlardan biri. ‘İlk siberuzay psikoloğu’ olan Amerikalı Dr. Kimberly S. Young'a göre İnternet, tıpkı kumar gibi bağımlılık yaratıyor. Sağlık sorunları ve uykusuzluğun yanı sıra depresif eğilimler başgösteriyor, kişi bilgisayar ekranının başından uzak duramıyor.
‘Caught in the Net’ (İnternet'te Tutsak) kitabında İnternet bağımlılığının nedenlerini araştıran ve bu alışkanlığın üstesinden gelmek için yollar gösteren Dr Young'a göre, ABD'de İnternet kullanıcılarının yüzde 6 ile 10'u İnternet bağımlısı. Dünyada 1.8 milyon çocuk ya da genç, gözleri bilgisayar ekranına kenetli, elleri farenin üzerinde sohbet ya da oyun odalarında tutsak.
Avrupa Birliği'nin geçtiğimiz aylarda yayınladığı bir rapor da İnternet bağımlılığı tezini destekliyor. AB araştırmasında, günde 4 saatten fazla sanal alemde sörf yapan kişilerde tıpkı kumar bağımlılarında olduğu gibi, beyinde insanın kendisini iyi hissetmesini sağlayan adrenalin benzeri bir kimyasal olan dopamin birikmesi meydana geldiği tespit edildi.
NETKOLİKLER Uzmanlar İnternet bağımlılarını ya da netkolik diye adlandırdıkları sanal alemde kendini kaybedenleri 5 altgruba ayırıyor.
* Sanal-seks meraklıları: Erotik ve pornografik sayfalara meraklı bağımlılar. Genellikle erkeklerde görülüyor. Pornografik sayfaları ziyaret edenlerin yaklaşık % 85'i erkek.
* Arkadaş arayanlar: Bu gruba siber ilişki meraklıları giriyor. Buluşma yeri chat odaları. Birçok kişi gerçek hayattan kaçışı burada arıyor. Sohbet odaları, köklü dostlukların kurulmasına vesile olduğu gibi burada hüsrana uğrayanların sayısı da az değil.
* Online kumarbazlar: Sanal kumarhanelerin ve alışveriş sitelerinin müşterileri bu grupta yer alıyor.
* Bilgi bağımlıları: Yeni bilgilere ulaşmak için saatlerce sörf yaparlar, siteden siteye atlayıp, enformasyon yüklemesinden haz alırlar.
* Bilgisayar kurtları: Bu grupta ise bilgisayara ve bilgisayar teknolojisine kafa takmış, genelde Doom ve otoyarışı gibi bilgisayar oyunlarına meraklı gençler ve yetişkin erkekler yer alıyor.
‘www.netaddiction.com’ isimli sanal klinikte netkoliklere danışmanlık hizmeti veriyor. Young, 15 dolar karşılığında e-mail ile soruları yanıtlıyor ya da 75 dolar karşılığında bir saat boyunca chat yapıyor. Amerikalı psikolog Kimberly Young, ‘15, 20 veya 25 yıllık istikrarlı bir evlilik üç dört aylık sanal ilişki yüzünden bitebilir,’ diyor. Zaten Young'a başvuranların yüzde 37'si de sanal ilişki yüzünden aile yaşantısı tehlikeye giren kişilerden oluşuyor.
Peki İnternet'i cazip kılan ne? ‘Yüzünüz akne dolu 15 yaşında bir delikanlı olabilirsiniz, ama sanal alemde kendinizi Brad Pitt ilan edebilirsiniz,’ diyor İngiliz psikolog Mark Griffiths.
SAĞLIK SORUNLARI
İnternet'in yarattığı sağlık sorunları
VAKIF Gureba Hastanesi nöropsikiyatrlarından Dr Arif Çelebi, İnternet alışkanlığının neden olduğu sağlık sorunlarını şöyle sıralıyor:
El Bileği Sendromu: Klavyeyi ve fareyi kullanırken yapılan küçük hareketlerde el bileğinden geçen median sinir sıkışır, yapısı bozulur ve işlevini yapamaz. Elde uyuşukluk ve ağrı, baş parmak hareketlerinde el sıkma gücünde azalma gözlenir.
Boyun kaslarında tutulma: Belli bir duruşta uzun süre kalmakla boyun kasları kasılır.
Uyku saatleri azalır: Televizyon uyutur, internet kişilerin aktif katkısına ve ilgisine bağlı olduğundan uyanık tutar.
BAĞIMLILIK BELİRTİLERİ
Aksatmadan her gün İnternet'e girmek.
İnternet'e girdikten sonra zaman mevhumunu kaybetmek. Günde en az 4 saatini bilgisayar ekranı başında geçirmek.
Gittikçe gerçek dünyadan el ayak çekmek.
Yemek yemeye giderek daha az zaman ayırmak ya da bilgisayar ekranı başında atıştırmak.
İnternet'te çok fazla vakit geçirdiğini inkar etmek.
Sanal arkadaşlar yüzünden gerçek dostları unutmak.
Günde birkaç kez elektronik mesaj kutusuna bakmak.
Herkese ICQ numarasını vermek.
İş saatlerinde de İnternet'e girmek.
Aile üyeleri ya da eşinin yokluğunu fırsat bilip derhal İnternet'e dalmak. sanaldeğerlerimizSanal Değerimiz Ülkemizde internet kullanımı, istatistiklere göre henüz yeteri kadar yaygınlaşmamış olsa da son zamanların çarpıcı olaylarında internet'in başrolde olduğunu görmezden gelemeyiz. İnternet evlilikleri, internet aracılığıyla gündem yaratan manken olayları, internet suçları tartışmaları derken 'chat' cinayetleriyle de karşılaşmaya başladık. Sanal sohbetiniz nasıl bir cinayetle, bir ölümle sonuçlanabilir? İnternet dediğimiz uçsuz bucaksız denizin ortasında, sörf tahtasının üzerinde bir balık misali, dalgaların ve sınırsız özgürlüğün sarhoşluğu ile sürüklendiğiniz yerler cennetten birer köşe hatta bir antidepresan gibi rahatlatıcı ve mutluluk vericidir ve hayatınızdaki birçok alışkanlığın içinde öncelik sırasını size sormadan üzerine alıverir. Artık kapı komşusunu bile tanımayan bir toplum haline geldiğimizden midir, özgüven veremeyen bir eğitim sistemiyle yetiştiğimizden midir bilinmez, internet denizinin bu cennet köşelerinin başında arkadaşlık sitelerini ve sohbet odalarını görüyoruz. Peki, internette nasıl arkadaşlıklar kurulmalı? Üstelik annelerimiz de henüz internet çağına ayak uyduramadıklarından; çocukluğumuzdan beri söyledikleri "kapalı içecekleri iç", "tanımadığın insanlardan yiyecek kabul etme" gibi uyarılar internette pek de bir şey ifade edemiyor. Hiçbir uyaranınız olmadan, kiminle yazıştığınızın hesabını tutmak zorunda olmadığınız, tamamen kendi içinize döndüğünüz bu sohbetlerde, kendinizi defalarca en baştan anlatmak sizi hiç ama hiç sıkmıyor. Hele bir de işin içine balık hafızanız girerse... Bir de bakmışsınız daha dün "şu dünyada benim gibisi yok" naraları atan şahsiyetinizi her sohbet ettiğiniz kişiye farklı bir balık türü olarak tanıtıvermişsiniz. Parmaklarınızın ucuna denk gelen kişilikleri yaşamaya başlamış, yaşınızı, fiziksel özelliklerinizi ve en önemlisi karakterinizi onlarca farklı kılığa sokmuşsunuz. Ruh halinizi simgelerle ifade edebilmek mimiklerinize süresiz istirahat vermiş. Ve ne mutlu ki klavyenizden çıkan karakterlerle gerçek karakteriniz birbirini tutmak zorunda da değil. Zaten karşınızdakine de sohbet penceresinin çarpı düğmesi kadar yakın, bilgisayarınızın güç düğmesi kadar uzak değil misiniz? Sıkıştığınız anda kapatıverirsiniz bilgisayarı olur biter. İşte doktor kontrolü olmadan kullandığınız onca antidepresanın etkileri de, ilacı kullanmadığınızda, yani bilgisayarı kapattıktan sonra gösteriyor kendini. Kendinizi yazıyla etraflıca ve doğru(!) ifade edebilmenin ve yazdıklarınız kim bilir nasıl algılanıyorken 'sanal alem'de yerli/yersiz yüceltilmenin derin mutluluğundan sıyrılıp da gerçek dünyanın içine girdiğinizde; evinizde, iş yerinizde, arkadaş toplantılarınızda; çevrenizdekilerin çoğunu çıkarcı, kurnaz, yapmacık ve bencil bulduğunuz ortamlarda nasıl davranmaya başlıyorsunuz? Şayet göz kontağına gerek duymamaya ve ses tellerinizi fazla yormamaya başladığınızı fark edebilecek durumdaysanız henüz çok geç değil ama ya fark ettiğiniz hayatınızdaki her şeyi ihmal ettiğiniz ve elinizde kalan da yalnızlığınız olursa ??? "Yalnız hissettiğim için "chat" yaptım, "chat" yaptığım için yalnız kaldım" kısırdöngüsünün kendisini göstermeye başladığı bu noktada aradığınız dost elini yakınlarınızda bulabilirseniz şanslısınız. Çünkü ötesi cinayet; ha bu kısırdöngünün içinde kaybolup gitmişsiniz ha büründüğünüz kişiliğin sahteliğini anlayan biri tarafından öldürülmüşsünüz. Düşünün ki, 67 yaşındaki bir kadın, kendisini 35yaşında tanıtarak, 26yaşındaki bir erkekle yazışabiliyor ve gerçek ortaya çıkınca erkek kahramanımız tarafından öldürülebiliyor. Sizce bu intihar mı cinayet mi? çııÖÖçşYaşam bu kadar ucuzsa gelin bu noktada kendimize bir paha biçmeye çalışalım. Sizce siz kaç para edersiniz? Ağırlığınızca altın mı edersiniz yoksa kendinizi paha biçilemez mi bulursunuz? Durun durun, hiç yormayın kendinizi. İnternet bu, bir tek doğanla ölene çaresi yok. Yaşınıza, cinsiyetinize, kara gözünüze, kara kaşınıza, öğrenim durumunuza, atletik vücudunuza, gözünüzün sağlamlığına, hatta cinsel tercihinize ve daha birçok özelliğinize göre size paha biçen bir internet sitesi var: humanforsale.com! Nasıl karşılarsınız bilmem ama ben 'İnsan Pazarı' olarak çevireceğim Türkçe'ye. Bu sitede cinsiyetinizle başlıyorsunuz değerlendirilmeye. Kadınsanız 135bin dolar, erkekseniz 200bin dolar ediyorsunuz. Tabi bu kadar ucuz değilsiniz. Sigara kullanmamak 15bin, sağ elinizi kullanmak 5bin dolar ve 47 yaşında olmanız 10bin dolarken 18yaşında olmanız tam 50bin dolar. Ruhunuz genç nasılsa yazın 18 artsın değeriniz. Sadece fiziksel özelliklerinizle de bitmiyor. Öyle olsaydı gerçek hayatınızdaki haksız değerlendirmelerden biri olurdu değil mi ? Ama endişelenmeyin İnsan Pazarı'ndaki değeriniz ölçülürken lisedeki not ortalamanıza, yardımseverliğinize, espri yeteneğinize ve tabi ki IQ'nuza da paha biçiliyor. Bütün özelliklerinizi yazdıktan sonra çıkan sanal değerinize belki kendiniz bile şaşıracaksınız. Ama neyse ki kaderiniz yine kendi parmaklarınızın ucunda; ruhunuz genç ama hafızanız kuvvetli değilse lise not ortalamanız 2.0'dan 3.5'e yükselmiş olabilir mesela. Sonra mı ? Sonra da ister size biçilen pahayı beğenmeyip İnsan Pazarı'nı terk ediyorsunuz, isterseniz de kendinizi pazara çıkarıp pahanıza yapılan teklifleri tartışıyorsunuz veya kendisini satışa çıkaranlarla ilgileniyorsunuz. Ortalama değerler birle iki milyon dolar arasında. 'Kredi kartına 6 taksit', 'beni alana çocuğum bedava' gibi promosyonlar isteğe tabi. İster alın ister satın. Yeter ki ucuza gitmeyin...
|
|||||
|
|